th, user-scalable=no, initial-scale=1.0, maximum-scale=1.0, minimum-scale=1.0"> ÜLKEMİZDE BANKALARIN PRESTİJİ NEDEN KÖTÜ, BANKALAR MODERN TEFECİ VE SÖMÜRÜCÜMÜ - Girişimci Fikir
Loading...

ÜLKEMİZDE BANKALARIN PRESTİJİ NEDEN KÖTÜ, BANKALAR MODERN TEFECİ VE SÖMÜRÜCÜMÜ

Son günlerde çevremdeki insanlardan sıkça duyduğum, bankadan kredi çektim çok faiz ödedim, kredi kartı aldım birkaç gün ekstreyi geç ödedim aşırı geçikme faizi ödedim , evime kredi kartı borcum yüzünden haciz geldi gibi şikayetler bu yazıyı sizlerle paylamşak için bana ilham kaynağı oldu. Tüketicilerin bankacılık işlemlerinin artmasıyla birlikte bankaların da haksız uygulamalarını artırdığı ,bankaların vatandaştan ilginç başlıklar altında para aldığını veya ücret kestiğini  artık hepimiz biliyoruz. tüketici şikayet sitelerinde  konu olan firmaların % 80 inin bankalar olmasıda çok ilginç. Ayrıca yüzyüze konuştuğumuz bir tüketici dernek başkanı şu ifadeleri kullandı : 2017 yılında türkiye genelinde tüketici hakem heyetlerine yapılan 5,650,000 şikayetin 4,800,000 şikayetin bankalar aleyhine açılması bankaların tüketici gözündeki itibarı ve olumsuz algısını ortaya koyuyor. Bilinçli tüketimle ilgili daha önce yazdığım yazıma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bankalara başvuran tüketicilere hakem heyetine gitmeden bu bedellerin iade edileceğini bildirirlerse heyetlerde dosya sayısı açısından rahatlayacağı gibi ayıplı mal ve hizmetle ilgili başvuruları süratle sonuçlandırabilir. Üstelik yeni Tüketici Kanunu uyarınca kaybeden tarafa yükletilen tebligat, bilirkişi ücreti, faiz gibi gider unsurlarını ödemek zorunda kalmazlar. Bu şekildeki yaklaşım hem tüketicilerin hem bankaların hem de ülke ekonomisinin çıkarınadır. Çünkü sarf edilen ülke kaynaklarıdır. İstanbul Ataşehir Tüketici Hakem Heyeti’nin sadece bu yüzden aylık posta tebligat masrafı 100 bin lira civarındadır. Bu bedel her ne kadar haksız bulunan satıcı konumundaki bankalara ve satıcılara yüklenmekte ise de bu ülkenin milli kaynağıdır.

Ayrıca farklı bir bakış açısı olarak ,

Bankalar, kişileri ve ekonomileri, üretimden alıkoymakla birlikte, tüketime teşvik eden sistemi destekleyerek, beyne “daha fazla iste”“daha fazla alışveriş yap”mesajları veren reklamlarında etkisiyle, sağlıklı ekonomileri çökerten ve faize borca bağımlı, kişiliğini kaybetmiş bireyler ve toplumlar hedefler. Gözle görülür, somut hiçbir şey üretmezler. Ama sömürdükçe şişen, güçlenen bir yapıları vardır.

Bu konuda da maalesef, aynı beslenme alışkanlıklarımız gibi, toplumsal farkındalık sıfıra yakındır.

En hassas insanlar bile, ev araba kredisi çeken arkadaşlarına “Keşke bankalara bulaşmasaydın!” dediğinde “Ya mecbur kaldık!” şeklinde bir cevap aldığında, başka bir şey söylemeden konuyu kapatmaktadır.

Hâlbuki Kuran-ı Kerim’de faiz konusunda oldukça ciddi ve sert ifadeler geçmektedir. “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, ‘Alışveriş de faiz gibidir.’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır…” (Bakara 275) ayetinde açıkça faizin “Haram” olduğu ifade edilmiştir. Başkaca ayetlerde de, faizle ilgili sert uyarılarda bulunulmuştur. Peygamber Efendimizin de (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) faiz konusunda ki tavrı oldukça serttir. “Eski devirden kalma bu çirkin âdetin, her türlüsü, ayağımın altındadır.”(Müslim, Hac 147)

“Faiz yiyen, onu yediren, kâtipliğini yapan ve ona şahitlik yapanlara lanet etmiştir.” (Müslim, Müsâkât 106)

Faizin haramlığı ve çirkinliği Allah ve O’nun Resulü tarafından oldukça net ifade edilmiş ve hiçbir şekilde istisnası ve ruhsatı gösterilmemiştir. Günümüz, Belam İbn Ba’ura, görevi üstlenmiş modern din âlimlerinin, yeni kapitalist fetvalarına kadar, bütün İslam âlimleri bu konuda icma etmişlerdir. “Enflasyon oranında faiz alınabilir.” “Zaruret varsa, kredi çekilebilir” gibi kapitalist sisteme hizmet eden ve zihinleri sulandıran fetvalar yüzünden, barajda gedikler açılmış ve zamanla gedik büyüyerek, çok büyük zararlar vermiştir. Zaten başta diyanet camiası, bankalarla, kredilerle içli dışlıdır. Ve yine dindar olmaya çalışan birçok insanda bu büyük günaha bulaşmış durumdadır. Tanıdığım bir hacı abi, kendi adına kredi çektiği bir arkadaşının, banka borcunu ödememesi/ ödemeyememesi üzerine, “Karısıyla boşanmak üzerelerdi, ben ona iyilik yaptım, iyiliğin karşılığında, onun yaptığı karaktersizliğe bak!” diye sitem ediyordu.Ben ise “Abi, yaptığın şey iyilik değil ki! Allah’ın haram ettiği faiz günahında ortak olmuşsunuz.” dediğimde ise, yine bir şekilde mantık yaparak kendini savunmuştu.Banka reklamlarını seyrettiğinizde, duygulanır, onları neredeyse bir hayır kurumu zannedebilirsiniz. Ancak, bankalarla dostluk kurmanın, faize, uzun vadelere bulaşmanın daha pek çok yıkıcı tesirinden bahsedebiliriz.

  • Organik, sevecen, yardımlaşan toplumu yok eder. Arkadaşı, akrabayı, komşuyu, kardeşi birbirine düşman eder. Güveni sarsar. Kefillikler, ödenemeyen borçlar küskünlüklerde, kavgalarda ve adli vakalarda patlama meydana getirmiştir.
  • İnsanlar, kendilerini muhtaç hissetmez. Yakınına boyun bükmeyi, ar sayar. Bankadan istemek, sahte güler yüzlerle karşılanmak nefse hoş gelir. Kibir, gurur artar.
  • Borçla alınan evler, kişilerin kafesi olur. Borç bitmek bilmez, ev huzur vermez.
  • İnsanlar birbirine selam vermez olur. Herkes kendi derdini yaşar. Dert bile paylaşılmaz, ruhsal hastalıklar artar. İntihar, cinayet vakaları artar. Zaten medyada bunlarda bahsetmez.
  • Boşanmaların, yıkılan ailelerin en büyük sebeplerinden biridir faiz batağı.
  • Alınan malın bereketi görülmez, kolay ulaşıldığı için lezzeti az olur.
  • Sürekli ödenen borç taksitleri bıkkınlığa sebep olur.
  • Faiz öyle yıkıcı bir günahtır ki, küçük esnafı yok ettiği gibi, büyük fabrikaları, şirketleri hatta koca devletleri bile yıkar, kül eder.
  • Borçlu bir çalışan kitlesi, düşük ücretlere, ezici işlere, fazla çalışma saatlerine boyun eğmek zorunda kalır.
  • Gelecek kaygısı çok olur. Borçlu olunduğu için haksızlıklara karşı tavır koyma duygusu ortadan kalkar. Çoğu ezici durum sineye çekilir.
  • Ülkelerin, ülkemizin ulusal güvenliği tehlike altındadır. Borçları ödenmeyen arsalara, tarlalara, köylere, verimli arazilere bankalarca el konulur.
  • İnsanlarda oluşan hayal kırıklığı, umutsuzluk, öfke tehlikeli bir şekilde kanalize edilerek, sosyal patlamaya sebep olabilir. İnsanlar gerçek suçlu olan bankaları değil, yanlış yönlendirmeler ile başkalarını, devlet kurumlarını suçlayabilirler.          Sonuç olarak bankalar hiçkimseye karşılıksız bir para vermiyor bunun bilincinde olarak  daha akıllıca hareket  etmeliyiz. ekonomik dar boğazdaki  birçok yerli şirkete rağmen bankalar  her yıl rekor kar açıklıyor.

Bunları da beğenebilirsin

Yorum yok

Cevap bırakın